GEYİK CANDIR!


 
AnasayfaKapıSSSAramaKayıt OlÜye ListesiKullanıcı GruplarıGiriş yap

Paylaş | 
 

 Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Misafir
Misafir



MesajKonu: Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)   Paz Ağus. 10, 2008 10:58 am

Hepimizin bildiği gibi Mustafa Kemal ATATÜRK dünya döneminin
liderleri içerisinden 21 nci yüzyıla geçebilen tek liderdir. Üstelik diğer
liderler kendi halkları tarafından yok edilmemin acısını yaşamışken, o
hala halkının ve dünyanın nabzında en büyük canlılığıyla, sevgisiyle,
saygısıyla hala yaşayabilen dünyadaki tek lider.
Önemli olanda sanırım, yaşarken ölmek değil, öldükten sonra da bu
kadar uzun süre canlı kalabilmeyi başarmak değil midir?
ATATÜRK'ü biz hep tarihe mal olmuş yönleriyle tanıdık: Asker
ATATÜRK ya da devlet adamı ATATÜRK olarak.
Bu verdiğim örnek dünyada tek olan örnektir. Zaten herhalde bir
başkasına da rastlamamız mümkün değil. En büyük düşmanı; hani şu
ordularını denize döktüğü düşmanı, Yunan başkomutanı Trikopis. Hiçbir
zorlama olmadan, hiçbir baskı olmadan her Cumhuriyet bayramı Atina'daki
Türk büyükelçiliğine gidiyor Trikopis, ATATÜRK'ün resminin önüne geçiyor
ve saygı duruşunda bulunuyor. Böyle bir saygıyı en büyük düşmanında
uyandırabilen bir Mustafa Kemal.
Yıl 1938, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı
dönemi. Birden çok sıkılır ve yanında duran yüzyirmiden fazla kişiye döner
ve aynen şöyle der:
"Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i
görmek için neler vermezdim" dedirten o büyük özlemi ve onu oluşturabilen Mustafa Kemal'i.
Yada, yıl 1938. Bir İran'lı şair bir Tahran gazetesine ölümü
üzerine bir şiir yazar. İşte o şiirin iki mısrasını sizlerle paylaşmak
istiyorum. Diyorki;
"Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak
isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir." dizelerindeki bu
kıskançlığı oluşturabilen Mustafa Kemal.
Yıl 1976, UNESCO üyelerine bir öneriyle gelir. Öneri paketindeki
bir cümleyi sizlere okumak istiyorum. Diyorki "Bu gün UNESCO'nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa Kemal'dir." Öneri nedir ? Öneri ise onun doğumunun yüzüncü yılında, 152 üyesi vardı UNESCO'nun 152 ülkenin devletleri aynı anda kutlasın önerisidir. Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve şöyle söyler:
"Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü
böyle kutlayacak mıyız?" şeklindeki kinayeli sözlerine, Rus delegesi ayağa
fırlar yumruğunu masaya vurur ve 152 ülkenin delegelerine aynen şöyle
söyler;
"Genç delege arkadaşım hatırlatmak isterimki ATATÜRK öyle
dünyadaki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir yıl anmayı her ülke
her problemimizde çare olarak aramalıyız" sözlerini döktürtebilen bir
Mustafa Kemal. Sonra nemi olur? UNESCO tarihinde ilk ve tekdir hiç negatif oy yok, hiç çekimser oy yok 152 ülke şu metne imza atar; hani İsveç delegesi demişti ya "ne yani" diye. O İsveç delegesi bu imzanın atıldığı gün mikrofona gelir ve aynen şunları söyler;
"Ben ATATÜRK'ü inceledim bütün ülkelerden özür diliyor ilk imzayı
ben atıyorum" diyecektir.
İşte o muhteşem belge diyorki;
ATATÜRK KİMDİR; ATATÜRK ULULARARASI ANLAYIŞ, İŞBİRLİĞİ, BARIŞ YOLUNDA ÇABA GÖSTERMİŞ ÜSTÜN KİŞİ, OLAĞANÜSTÜ DEVRİMLER GERÇEKLEŞTİRMİŞ BİR İNKİLAPÇI, SÖMÜRGECİLİK VE YAYILMACILIĞA KARŞI SAVAŞAN İLK ÖNDER, İNSAN HAKLARINA SAYGILI, DÜNYA BARIŞININ ÖNCÜSÜ, BÜTÜN YAŞAMI BOYUNCA İNSANLAR ARASINDA RENK, DİL, DİN, IRK AYIRIMI GÖSTERMEYEN, EŞİ OLMAYAN DEVLET
ADAMI, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURUCUSU"
Var mı böyle bir metin! Bir filozof derki "bir ülke için kıstas
aradığınız zaman o ülkenin en büyük liderini gözden geçirin" şu anda
kıstas arayan ülkelere sanıyorum bundan daha iyi bir metin gösteremeyiz.
İşte bu metin 152 ülke tarafından imzalanmıştır. Eşi olmayan devlet adamı
metni. Peki daha sonra ne olmuştur; 151 ülkede hemen hemen bir yıl boyunca her yerde bu metni görebiliriz, soruyorsunuz bana o bir ülke kim? İşte o ülkenin adını vermeye benim dilim maalesef varmıyor.
Hadi gelin Haiti'ye gidelim. Yıl 1996, Haiti Cumhurbaşkanı[1][1]
ölür. Bir vasiyet bırakmıştır. Haiti'ye baktım haritada bir kutup kadar
uzak ülke. Haiti Cumhurbaşkanı 1996 da öldüğünde vasiyeti açılır.
Vasiyetinde mezar taşına yazılması için bir metin bırakmıştır. Haiti
Cumhurbaşkanının bugün mezar taşında yazan hitabeyi sizlere okumak
istiyorum. Diyorki "Bütün ömrüm boyunca Türkiye'nin lideri Mustafa Kemal
ATATÜRK'ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm"
Peki yıllar bir şey değiştirir mi? Hayır. 2000 yılında bizim
medyanın kaçırdığı bir bilgi var, ABD Başkanı milenyum mesajını veriyor.
Mesajın bir yerinde aynen şunları söyler; "Bugün milenyumun hiç şüphe
yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal ATATÜRK'tür. Çünkü o yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir." 2000 de ABD Başkanına işte bu gerçeği de ifade ettirebilen bir Mustafa Kemal var. Asker Mustafa Kemal'in, Devlet adamı Mustafa Kemal'in çok dışında bir Mustafa Kemal. 2003 de bir şey değişti mi?, 2004? Hayır. 2004 de bir konferans veriyorum birden bir hanımefendi ayağa fırladı. Dediki "Ben Norveçliyim ve şu anda Norveç'te çok sık kullandığımız bir deyim var, bu deyimin anlamını anladım" dedi. Hanımefendi "nedir o deyim" dedim. "Norveççe'de "ATATÜRK gibi düşünmek" deyimi var. Çok sık kullanırız bu deyimi" "nerelerde kullanırsınız" dediğimde "Hani bir problem veririz çöz diye o da tembellik eder çözmez. Deriz ki ona bu problemin mutlaka çözümü var. Birde ATATÜRK gibi düşün". O gün otelime geldim televizyonu açtım o kadar çok kişiye bir de ATATÜRK gibi düşün dediğimi hatırlıyorumki galiba Norveççe'den çok bizim dilimizin bu deyime fazlasıyla ihtiyacı var diye düşünmeden de edemedim.
Bir İngiliz gazeteci ATATÜRK'le bir röportaj yapar. Röportajını
Amerikan Büyük Kütüphanesinden bulup getirttim ve bir yerinde Mustafa
Kemal'e şöyle sorar gazeteci; "Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyor
musunuz?" Mustafa Kemal'in cevabı aynen şöyle :
"Şartlarımızı koyarız. Kabullerine bağlı. Biz müracaat etmeyiz
üye olmak için. Eğer davet gelirse düşünürüz". Evet, Birleşmiş Milletler
sadece Türkiye'yi davet edebilmek için yasasını değiştirir ve ilk davet
edilen ülke olur Mustafa Kemal'in ülkesi, Türkiyesi Birleşmiş Milletlere.
Sanıyorum ondan feyz alacağımız çok şey var aslında Mustafa Kemal'den. Ama
bu arada 2005'de daha yeni iki üç gün önce yabancı gazeteyi okuyorum.
Sürmanşet büyük puntolarla şu başlığı atmış "Bu gün Ortadoğu'ya
düzinelerle ATATÜRK lazım". dedim yazara ATATÜRK 'ü hiç tanımıyor
herhalde. Düzineye hiç gerek yok tek bir tanesi de yeterdi aslında.
Örnek vermeye devam edersem inanın konferans böyle biter.
Filipinlerden Çin'e kadar o kadar çok örnek varki. Ama gördük 1925'de
1938'de 1996'da 2000'de 2005'de her ülkeden, her cinsten, her statüden
insanın özlemle, sevgiyle, saygıyla aradığı ama bizim olan bir Mustafa
Kemal'den bahsediyoruz. Bu gün Türkiye'nin en büyük sorunu nedir? dersem cevap olarak kulağıma gelenler şunlar; ekonomi diyorsunuz işsizlik diyorsunuz. Ama bence Türkiye'nin çok önemli bir problemi var o problemi çözersek Türkiye ekonomiyi de çözer Türkiye işsizliği de çözer. Evet Türkiye'de lider yetiştirme sorunu var.
Lider deyince de nedense hep siyasi lider anlıyoruz ben ondan
bahsetmiyorum, benim lider dediğim çok kapsamlı bir kavram. Yoksa
içersindeki tek bir terimdir siyasi lider veya sosyal lider. Ama lider
dediğim zaman ben asrın lideri dünya liderinden bahsediyorum. İşte böyle
liderlere ihtiyacımız var. Ben şimdi soracağım size şu anda karşımda pek
çok genç arkadaşım oturuyor. Bunlardan bir tanesinin bir kaç dönem
sonrasının Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı yada Başbakanı, Maliye
Bakanı yada evinin anne babası olmadığını bana iddia edebilir misiniz?
Belki sizsiniz, ama bilinizki işte bugün sizlerle paylaşacağım konu asrın
lideri, dünya lideri yada lider olmanın küçük sırlarını ATATÜRK'le sizinle
paylaşacağım.
İlk sırrımız; ATATÜRK tamam arkadaşım ben topraklarınızı
kurtardım askeri bir dehayım deyip yerine çekilmemiş hemen asker
elbisesini çıkartıp sivil elbisesini giymiş ve inanırmısınız sınırlarını
hangi sınırın lideri ise o sınırların içerisinde ne var ise ama ne var ise
taşından toprağına hepsinin ama hepsinin sorumluluğunu omuzlarında
hissetmiştir de onun için Mustafa Kemal bugün dünya lideridir. Nasıl mı ?
ATATÜRK'ü ağlarken tarih çok ender tespit etmiştir. 25 yıllık
araştırmacıyım, 7 tespitim oldu. İlki Çanakkale'de topçu atışımız
başladığı sırada döktüğü gözyaşıdır, bir diğeri ise hepimizin bildiği bir
hikaye ama ben yine de anlatacağım. O günün Ankarası kurak, çorak bir köy. Çankaya'dan meclise gelirken yol üzerinde sadece ama sadece bir tek iğde ağacı varmış. ATATÜRK o iğde ağacının önünden geçişlerinde arabasını durdururmuş, inermiş ve o iğde ağacına selam verirmiş. "Aman demişler paşam ne yapıyorsunuz böyle?", "Eee o demiş yediğim meyvenin, sığındığım gölgenin, soluduğum havanın bir neferi. En az diğer neferler kadar bunun da selama hakkı var". Yani "niye şaşırıyorsunuz?" der gibiymiş. Ve bir gün yanında bulunan arkadaşına "İşte bu benim..." derken bide bakıyor ağaç yok ortada hemen iniyor "Ne yaptınız bu ağaca" diyor. "Paşam" diyorlar "yolu genişletmek için mecburduk kestik o ağacı". "Yahu diyor bitek bana soraydınız bu ağacı kurtaracak bir yolu mutlaka bulurdum" diyor. Daha fazla dayanamıyor, arabasına biniyor, şoförünün ve arkadaşının gözü önünde hüngür hüngür ağlamaya başlıyor. Bir tek iğde ağacı için mi dersiniz? Hayır. Çok zor şartlarda kurtardığı bu topraklarda yetişen bir canlıdır ve lideri olduğu için de bu toprakların da o iğde ağacının da sorumluluğu Mustafa Kemal'in omuzlarındadırda onun için.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Hüdavendigar
Kullanıcı
Kullanıcı
avatar

Mesaj Sayısı : 82
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Geri: Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)   Ptsi Ağus. 11, 2008 1:14 pm

Eline sağlık,çok hoş olmuş. Kemal Arıburnu'nun Atatürk'ten Anılar isimli kitabında iğde ağacıyla ilgili anıyı okumuştum. Atatürk'ün bu derece ince duygulara sahip bir insan olduğunu herkesin bilmesi lazımdır. Çok doğru,o sadece bir asker,diplomat veya bir devlet adamı değil,aynı zamanda zarif düşüncelere ve duygulara sahip sanatkâr ruhlu bir insan. Bunlara dayanarak Hüseyin Öksüz'ün bir yazısından bu anıyı aktarayım:



Atatürk,hastalığının ilk aylarında,Çankaya'da istirahat ettiği günlerin birinde,arkadaşları kendisine bir dal badem çiçeği getirirler. Bir vazo içinde odasına konulduğu zaman,Atatürk'ün yorgun ve hasta yüzünde bir neşe belirir:

"Bahar gelmiş,ne güzel! Fakat bu güzel çiçekler meyve veremeden solacak ve sadece bizim birkaç günlük göz zevkimizi tatmin edebilecek,ne yazık..."

Atatürk başka bir şey demedi,fakat yüz ifadesi bir çok anlamı saklıyordu. Onun ara sıra derinden bir iç çekişi vardı. Bazen sofada ve merdivende yürürken,ayak seslerinden önce işitilen bu nefes,derin bir hayat nefesi idi. İşte bu günde bu iç çekişle beraber,gözleri bahar çiçeklerinde sabitleşti. baharın kokusunu alabilmek için çiçeklere eğildi ve "Oh,hayatın gençliği ne nefis!" demekten kendini alamadı. Fakat meyve verecek bu dalların koparılmasından da kederlendiği görülüyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)   Ptsi Ağus. 11, 2008 3:33 pm

Baba yazının tamamı değil bu. Bunun gibi 6 sayfa daha var onları da koyacaktım ama hata verdi. Şimdi koyuyorum tekrar kusura bakmayın.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)   Ptsi Ağus. 11, 2008 3:34 pm

Galiba şimdi anlatacağım inanılmaz projeyi de o gün düşünmeye
başladı. Hani "Bir daha böyle bir şeyle karşılaşabilirsem nasıl müdahale
edebilirim" diye. Çok değil doğa katliamı, en kolay yaptığımız katliam.
Yıl 1930 ATATÜRK Yalova köşküne doğru çıkmakta. Bir de bakar bir
bahçıvan koca bir çınar ağacını kesmek üzeredir. "Yahu" der "sen hayatında hiç böyle bir ağaç yetişdirdinmiki? Kesmeye muktedir görüyorsun kendini ve niye ?" der. Bahçıvan derki; "Paşam çınar ağacının kökleri köşkün temelini kaldırdı, yaprakları da köşkün pencerelerine müdahale ediyor. Ya köşkü kaybedeceğiz ya ağacı keseceğiz. Onun için de kusura bakmayın ama biz ağacı kesiyoruz". Bir an düşünür; "Hayır gerekirse köşkü ağaçtan uzaklaştırırız" der. Derlerki bu gün Mustafa Kemal bir hoş. Ne demek köşkü tutupta ağaçtan uzaklaştırmak? Ama inanırmısınız mühendis değil, mimar değil, ziraatçı değil ama ne yapar biliyormusunuz? İstanbul'daki köprü altındaki tramvay raylarını Yalova'ya taşıtır. Köşkü hiç yıkmadan olduğu gibi tutarak kendisi de kazma kürek temelini kazar ve köşkün altına tramvay raylarını döşeyerek köşkü ağaçtan 4 metre 80 santim kenara çekerek hala Cumhuriyetimiz gibi ayakta durmakta olan çınar ağacının kurtuluşunu temin eder.
Yıl 1930. Dünya çevre lafını ne zaman etmeye başladı? 1980 den
sonra. 1980 den önce, 1930 yılında dünyaya somut bir çevre dersi
vermektedir Mustafa Kemal aslında. Ama, biraz acı parantezlerim olacak bu konferansımda. İlk acı parantezimi ATATÜRK kimdir belgesiyle açmıştım, ikinci acı parantezim burada olacak. Hadi gelin 5 Mart 1996 ya gidelim yani günümüze yakın bir gün. "ATATÜRK ve Türk kadını" konulu tiyatrolu konferansımı 25 gençle sunuyorum. 25 gençle birlikte prova yaptık, yorulduk, oturduk, televizyonu açtık. ikinci haber olarak 6 dakika
müddetle ve 5 kere görüntü zumlanmak üzere önemli bir haber verildi
televizyonda. Haberi aynen aktarıyorum, diyordi ki "Amerika da eski bir
ünlü bir müzikhal hiç yıkılmadan dünyada ilk kez uygulanan bir yöntemle
raylar üzerinde iki metre kenara çekilerek yerine yeni bir binanın
yapıldığı" haberiydi. Dünyada ilk kez lafı da beş kere edildi. gençlerden
biri kalktı bana ne dedi biliyor musunuz? "Ya öğretmenim biz tarihe pek
bir daldık. Bakın el alem neler yapıyor? Teknik, medeniyet biraz da onlara
baksak" diyince arşivimde 1930'da ATATÜRK'ün bu işi yaparken çekilmiş
resimleri, raylar üzerindeki çekilen resimleri gösterdim kendilerine ve
dedim ki "şu anda ne söyleyeceksiniz bana?". Bir genç kalktı ne dedi
biliyor musunuz? "Ya öğretmenim suç bizde mi? Biz bu konuyu ilk defa
sizden duyuyoruz, sizden görüyoruz bu resimleri". Ama o haberi bugün
milyonlarca Türk genci izledi ve oturdular 25 genç, bu haberi veren
televizyona bir faks çektiler. Faksta aynen şu yazıyordu "İkinci haber
olarak 6 dakika müddetle ama beş kez şu resimleri göstermek suretiyle bu arada da mutlak suretle mesajı iletin dediler "Bu gün 1996, Amerika
çekiyor raylar üzerinde iki metre, yerine yeni bir bina yapıyor, 1930
ATATÜRK çekiyor 4 metre 80 santim, bir ağaç kurtarmak için" bu mesajı da çok iyi verin dediler. Yıl 1996 idi. Yıl 2005 hiçbir televizyonda
izlediniz mi? İzlemediniz.
Ya hocam siz bize bir tek çınar ağacı ve iğde ağacı anlattınız
bunlar ATATÜRK'ün hayatında tek tek örnekler olabilir. Hadi gelin
Söğütözü'ne gidelim, hani şu Ankara yakınlarındaki, o zaman için 80 tane
söğüt ağacının olduğu yere. Söğütözüne ATATÜRK hep dinlenmek için
gelirmiş. Bir geldiğinde galiba düşündüğünü sesli olarak aktarmış; "Ah !
burda bi kulübem olsaydı keşke". "Ya paşam istediğin bir kulübe olsun
hemen yaparız şuraya" demişler. "Buradaki ağaçlara ne olacak peki". "Paşam
burdakiler söğüt ağacı; gönülsüz ağaçtır. Sökeriz başka bir yere dikeriz,
mutlaka tutar" demişler. Bir an durur, "Bir tek şartla kabul ederim" der.
"Burda yetecek kadar söğüt ağacını kendi ellerimle sökeceğim, kendi
ellerimle dikeceğim, önce tuttuklarını göreceğim, sonra kulübe yapımına
izin vereceğim". Yani bugün betonu yeşile tercih eden zihniyete bence en
güzel örnek teşkil eder bu. Ne yapar biliyor musunuz? Türkiye
Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK makamını Çankaya'dan
Söğütözü'ne taşıtır hasırlar üzerine. Kabullerini orda yapar, imzalarını
orda atar, çadırda kalır ama söğüt ağacını söker, kendi elleriyle diker,
tuttuklarını görür, ondan sonra bugün çok küçücük ama verdiği mesaj
olağanüstü büyük olan bu Söğütözü'ndeki küçük ATATÜRK kulübesinin
yapılmasına izin verir.
25 yıllık araştırmacıyım. Benim elimde 130 belge var bizzat çevre
hareketine bedenen katıldığına dair. Sade bende 130 belge, kim bilir kaç
belge var. Keşke diyorum, keşke bu belgeler, bazı günler bizi okullar da
bu kulübeye götürüpte burada anlatılsaydı. sanıyorum bugün betonu yeşile
tercih eden hiçbir belediye başkanı yetişmezdi.
İşte bu anlamda sahneye şimdi Tahsin ÇOŞKAN'u davet edelim.
Tahsin COŞKAN o zamanın genç bir ziraat mühendisi. "Gel Tahsin seni bir
yere götüreceğim fikrini almak istiyorum" diyor. Giderler, gösterdiği yere
bakar Tahsin Bey. Bataklık, sivrisinek salgını, hayvan leşlerinin olduğu
berbat bir arazidir. "Ya paşam hayrola" der. Atatürk, "Buraya bütün
masrafı cebimden olmak üzere bir orman çiftliği yapmak istiyorum" der. "Ya
paşam buranın ıslahı ya sizin paranızı tüketir ya da zamanınızı, neden bu
kadar mümbit topraklar varken gelip de burayı tercih ettiniz?" der.
ATATÜRK'ün cevabı ATATÜRK'çedir. Derki "Ben en zor olanı
yapayımda siz arkamdan kolayları nasıl olsa yaparsınız." Ne bilsin ki en
kolayları bile çabuk yıkabildiğimizi ama, bu aradaTahsin ÇOŞKAN "Paşam
burda hiçbir şey yetişmez, pek uğraşmayın" der. Ama dinleyen kim. Derki
"Tahsin buraya ziraatçileri getir ve incele bana resmi bir yazı getir
burasıyla ilgili". Biraz sonra Tahsin COŞKAN çok mutlu, kendi dediği
çıktı, üzerinde "Burada hiçbirşey yetişmez"yazılı, altında da
ziraatçilerin imzasının olduğu bir belgeyi Mustafa Kemal'in önüne koyar.
ATATÜRK biraz mütebbessim okur bu yazıyı. Kaleme alır, bu kağıdın yanına
aynen şunları yazar "BURASI VATAN TOPRAĞIDIR, KADERİNE TERK EDEMEYİZ".
Etmez de. Aynı Sakarya savunması gibi akasya savunmasını ele alır, çam ve köknarı oraya 30 Ağustos olarak tamamlar ve hiç unutmayacağımız bir gün, lütfen hiç unutmayın, tarihte atladık bu günü, 25 Mayıs 1933. Ne yapar biliyor musunuz? Hani 5 Haziranlarda kutladığımız bir gün var, çevre günü değil mi? Çevre günü ne zaman kutlanmaya başladı? 1980 den sonra. Peki 25 Mayıs 1933, ATATÜRK ne yaptı? İlk Çevre günü kutlamasını yaptı. Hem de bugün okullara soruyorum diyosunuz ki ne yaptınız diye "ya ağaç diktik diyorsunuz ya çöp topladık" öyle falan değil. Bütün Ankara halkını bedava trenlerle buraya getirtiyor, ağaçlar boy vermişler, altında dinlenmektedirler, havuz yapılmıştır, çocuklar
yüzmektedirler. Hatta bütün masrafı cebinden ödemiştir ama karı da
almamıştır, buraya bir fabrika yaptırmıştır, süt ürünleri üretilmektedir,
herkes yamektedir. Herkes çok mutlu ama en mutlusu Mustafa Kemal ATATÜRK.
Nebizade diye bir arkadaşı var, Nebizade'nin kafa çok karışık.
"Yahu paşam senden başka bir tek kişi burada bir ağaç yetişeceğine
inanmadı. Peki sen nasıl anladın burda orman olacağını?" der. "Gel
Nebizade gel, şimdi anlatayım sana. Hani Tahsin ÇOŞKAN'ın burda birşey
yetişmez dediği günün akşamı tebdili kıyafetle Çankaya'dan kaçtım, burdaki
köylülere geldim. Köylüler beni tanımadılar. Köylülere, ağalar dedim burda
ağaç yetişip yetişmeyeceğini bana en kolay yoldan nasıl ispat edersiniz
dedim. "Al dediler", bana bir testi su verdiler, bir de kazma kürek. "Kaz
orayı iki gün sonra gel biz sana ne olacağını söyleriz" dediler. Ah o iki
gün Çankaya'da nasıl geçti bir Allah bilir bir de ben. İki gün sonra
gittim testiyi çıkardım, testinin içinde su bitmişti, köylülere uzattım.
Dediler ki bana "ağa testide su kalmamış, toprak su emiyor, bakma bunun
üstünün kurak olduğuna, biraz uğraş burda ne ekersen biçersin". Ve hani
Tahsin COŞKAN'ın o raporu bana getirdiği gün ben çoktan projeye başlamış
epey de ilerlemiştim" diyecektir.
Dünya lideri olmak öyle kolay değil biliyor musunuz. Hani
ATATÜRK'e kimdi en çok karşı çıkan, evet Tahsin COŞKAN'dı. Onu da ATATÜRK
buraya müdür tayin eder. Evet lider olmak hakikaten kolay iş değil. Bu
arada biz bu 130 belgeye hiç çalışmamışız. Çalışmadığımızın en acı
örneğini Türkiye yaşadı zaten. Neydi o örnek "17 Ağustos depremi". Evet
deprem bir kaderdir ama kader olmanın ötesinde dolgu alan çöktü, dolgu
binalar çöktü. Oysa 1930'dan beri bize "lütfen tabiatla oynamayın, tek bir
ağaçla bile oynamayın" diye bize örnek olan bir liderimiz varken yaşadık
bu acıyı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)   Ptsi Ağus. 11, 2008 3:34 pm

Bizler iyi değerlendirmemişiz onun çevre hareketini ama bakın
dünya ne güzel değerlendirmiş hareketini. Ben size bu bilgileri vermek
için 1919 başladım ve bugüne kadar çıkan bütün gazete ve dergileri
tarıyorum. Taramam sırasında 28 Temmuz 1933 günün Cumhuriyet gazetesinde
bir haber okudum. İnanılmaz bir haberdi. Hani bir çiçek alıyoruz, kırmızı
renkte, hediye götürüyoruz ve adına da "ATATÜRK Çiçeği" diyoruz. O ATATÜRK
çiçeğinin adını biz koyduk zannediyorduk ama bakın gazeteyi aynen
okuyorum. Gazete haberi şu "Chicago özel, geçenlerde Vanderbit
Üniversitesi profesörlerinden doktor Kirk Landın laboratuarlarında
muhtelif ameliyeler neticesinde kırmızı renkte yeni bir çiçek elde
edilmiştir Profesör bu yeni çiçeğe isim ararken yanında duran ama Tarsus
Kolejinde ATATÜRK'le tanışmış, ondaki tabiat bilgi ve ilgisine hayran olan
bir diğer profesör bu çiçeğe ATATÜRK isminin verilmesini önermiştir. Ve bu
öneri dünya nebatat dairesine iletilmiş ve ATATÜRK'ün yaptığı çalışmaların
anlatıldığı toplantıda oy birliğiyle kabul edilmiştir". Yani dünyadaki her
ülkede bu çiçek Gazi ATATÜRK adıyla üretiliyor ve satılıyor.
Peki başka bir lider varmı diye araştırdım bir çiçeğe adını
veren, başka hiçbir lider yok. Çünkü tabiatıyla bu kadar bütünleşebilen
bir lideri dünya tarihi yazmamıştır. Diyorki Mustafa Kemal "çevre hareketi
dışında eğer lider olacaksanız eğer lider olmaya kalkıştıysanız ki
içinizde öğrenci arkadaşlar var mutlaka sınıf başkanları vardır eğer sınıf
başkanı olacaksan bu bi liderliktir sınırın nedir? sınıftır sınıfın
içerisindeki tek bir tebeşir tanesi tek bir sıra tek arkadaşının
problemiyle
ilgilenemeyeceksen o liderliği kabul etmeyeceksin demektedir Mustafa Kemal.
Peki ikinci sırrımız ne? İkinci Sırrımız; dünya tarihi sadece bir
sıfatı Mustafa Kemal'e vermiştir. Başka dünyada hiçbir liderin alamadığı
bir sıfattır bu hangi sıfat mı? Ne dersiniz? Evet Başöğretmen diyen var
aranızda, hoşgörülü evet biliyorum hepsi gönlünüzden geçen sıfatları
ATATÜRK'ün ama soruyorum sizlere bir insan doğumundan ölümüne kadar ya bir
askerdir, ya bir devlet adamıdır ya çevrecidir ya tiyatrocudur ya
sanatçıdır ya arkeologdur bir şeydir. Ama bunların hepsi birden olabilen
dünyadaki tek lider Mustafa Kemal ATATÜRK olduğu için dünyada "kültür
antropoloğu" sıfatı verilebilen tek lider Mustafa Kemal'dir.
"Kültür Antropoloğu" nedir ne değildir uzun uzun başınızı
ağrıtmayacağım. Hadi gelin 5 Mayıs 1935, Ahlatlıbel'e gidelim. Ahlatlıbel
Ankara yakınlarındaki kazıların başladığı yer biliyorsunuz. Bütün
arkeoloji kazılarının yapılma emrini veren Mustafa Kemal, müzelerin açılma
emrini veren de Mustafa Kemal. Ama bugünkülerde olduğu gibi açın, kazın,
imza; öyle değil. Nasıl yetişmiş inanın, 25 yıllık araştırmacıyım hiç
anlamadım. Bakıyorsunuz Efes kazıları başlıyor iki kere gidiyor, Konya'da
Asar kazıları başlıyor başında, birde bakıyorsunuz Ahlatlıbel kazıları
başlamış başında, toprak alıyor, ölçüyor, biçiyor. "Ya ne yapıyor Mustafa
Kemal" diyorlar. Çankaya'ya gidiyor, Çankaya'da üç gün üç gece hiç
uyumadan; uyumamak için alnına ıslak bezler koydurmuş, birilerini
çağırıyor, telefonlar ediyor bir heyecan bir telaş. Üç gün sonra "gelin
diyor Ahlatlıbel'e gidiyoruz". Hemen geliyor diyorki "arkeologlar
toplanın". Biliyorsunuz başlarında en büyük arkeoloğumuz Zübeyir KOŞAR
var. Bu Zübeyir KOŞAR'ın bir e bir anısıdır. Toplanıyor ve diyorki Mustafa
Kemal heyecanla; "kazdığınız yer yanlış, şurayı kazmanız gerekir". Yabancı
arkeologlar "el insaf paşam, anladık iyi askersin iyi devlet adamısın ama
yani bu işte bizim işimiz niye
karışıyorsun" der gibi aralarında birkaç şey oluyor ama emir büyük yerden.
Başlıyorlar Mustafa Kemal'in gösterdiği yeri kazmaya. Sonuç mu? Bütün
bulgular ordan çıkacaktır. İnat uğruna, kendi ceplerinden öder ve kendi
dedikleri yeri kazarlar hiçbir bulguya rastlamıycaklardır.
Bunun üç gün sonrası, ATATÜRK Galip ARCAN'ın yazdığı "Sırat Köprüsü" adlı
piyese davetlidir. Davetiyede böyle yazar piyesin başında mutludur biraz
sonra sinirlenmeye başlar bir müddet sonra bitince "bana Galip ARCAN'ı
çağarın!" der. Galip ARCAN gelince "bu piyesi siz mi yazdınız? "der. "Evet
paşam ben yazdım". "Hayır, bu bir Bolunun Flor Doranj adlı boldvilin'in
aynen çevirisi neden bunu belirtmediniz hakkınızda soruşturma açtırıyorum"
diyecektir. Buna benzer pek çok anıyı da okuyunca ne dedim biliyormusunuz.
Samimi konuşacağım inanın sizlerle. Dedim ki "a be Atam boldvilin'e
varıncaya kadar ne zaman okursun? ne zaman kafanda tutarsın". Ve o sırada
ne yaptım biliyor musunuz? Yirmi yıllık araştırmacıydım, ATATÜRK'le
iddiaya girmek gibi, dedim "senin başında durmadığın ilerletmeye
çalışmadığın bir alan bulmak benim boynumun borcu olsun".
O sırada da "Sanat ve ATATÜRK" adlı araştırmamı yapıyorum baktım
resimde Türk tarihinde ilk resim sergisini o açıyor, heykelde dinin
etkisini kaldırıyor ama karşıma yedinci sanat dalı geldi. Ne? Sinema.
dedim "herhalde burda iddiayı kazandım". Hey hat, baş yönetmen Cezmi AR,
başrolde Mustafa Kemal, film çekiyorlar. Ve Cezmi Ar Mustafa Kemal'e tabi
Cumhurbaşkanı ya diyemiyor şöyle dur böyle dur diye diğer oyunculara
şiddetle bağırıyor. Atatürk "Gel Cezmi gel, burda başkomutan sensin. ben
bu işi bilmem. Önemli olan işin iyi çıkması. Bana da aynı şiddet ve
hiddetle bağıracaksın" der. Cezmi AR hayatının son günlerinde "ben bir
daha asla öyle bir oyuncuyla çalışmadım" diyecektir.
Yıl 1937, Münir Hayri EGELİYLE odalarına çekilirler. Çankaya' da
ne mi yaparlar? ATATÜRK bir film senaryosu yazmıştır, adını da koymuştur;
"Ben bir İnkilap Çocuğuyum" dur adı. Kendi yazdığı film senaryosunu Münir
Hayri EGELİ çekecektir, ATATÜRK oynayacaktır. Ama yıl 1937 dir, ömrü vefa
etmemiştir. Derim ki haydi filmciler bulun bu senaryoyu filme çekin
pokemondan çok daha faydalı olacağına ben kesin gözüyle bakıyorum.
Bu arada ATATÜRK'ün her şeyi iyide ben iddiadan vazgeçtim, tamam
dedim. Kesinlikle iddia falan yok artık, iddiayı Mustafa Kemal kazandı ama
merak ediyorum nasıl yaptı diye. Asıl sır nerde? O sırada en büyük lider
eleştirmeninin sözü geldi elime. Liderleri çok sıkı eleştiren bir
eleştirmen diyorki ATATÜRK için "Liderler içerisinde eleştiri acizliği
yaşadığım tek lider Mustafa Kemal'dir. Çünkü bütün Rönesans, bütün reform,
bütün aydınlanma çağı etkinlikleri bir adamın kafasında toplanmış, bir
çağa sıran etkinlikler on yılda başarılmış, bu büyük bir mucizedir en
büyük radikal Mustafa Kemal'dir". Bunu biz demiyoruz dünyanın en büyük
lider eleştirmeni diyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)   Ptsi Ağus. 11, 2008 3:35 pm

Peki, tamam laf iyid e diyorsunuz ki; laflar karın doyurmuyor.
Esas sır nerde çok merak ediyorum. On yılda bir bakıyorsunuz kara tahtanın
başında harf öğretiyor, bir bakıyorsunuz şapka giyiyor, bir bakıyorsunuz
tiyatro eseri oynatıyor, yok efendim arkeolojik kazılara gidiyor, tren
raylarının genleşme hesabını yapıyor, Ankara'daki caddelerin ne kadar
mesafede olacağı konusunda şehirleşme planları yapıyor, E on yılda
bunların hepsi peki nasıl? Ben esas sırrı nerde buldum biliyor musunuz?
Onun bir sözünde. Ama bu bence, ve dedim ki bu sözü okuyunca keşke şu
karga kovalamasını kafalarımıza yerleştireceklerine şu sözünü
yerleştirselerdi herhalde Türkiye çok farklı biyerde olurdu şu anda.
ATATÜRK diyor ki" Çocukluğumda elime geçen iki kuruştan birini eğer
kitaplara vermeseydim bu gün yapabildiğim işlerin hiçbirini yapamazdım".
Esas sır bence burada. Çocukluğunda eline geçen iki kuruştan birini
kitaplara verdiği için 35 yaşında general, 40 yaşında başkomutan, 42
yaşında cumhurbaşkanı, 46 yaşında dünyada pek çok reformist var ama hiç
biri dile dokunabilmeyi cesaret edememiştir; dile dokunabilen tek
reformist Mustafa Kemal'dir. İşte bunu yapabilen ve 53 yaşında nutku yazan
genç olarak tarihimize geçecektir Mustafa Kemal.
Okumayla, ama nasıl okuma biliyor musunuz? Bildiğimiz gibi bir
okuma değil. Sizi 1914 Anafartalar'a götürüyorum. Anafartalar'da savaşın
bir dinlenme yerinde çadırınıza gelirsiniz postalları çıkarır rahatça
dinlenmek istersiniz. Öyle bir şey yok. Macar Türkoloğu Nemet'in, Fransız
Türkoloğu Devin'in Türkoloji albümleri duruyormuş. Açıyor onları okuyor
Mustafa Kemal. Diyorlar ki "niye bunları okuma gereği duyuyorsun" verdiği
cevaba bakın. onlara diyor ki "Savaştan sonra bu dilin değişme ihtiyacı
var onu tespite çalışıyorum". Yıl 1914, gelelim 1916'ya. Bitlis cephesi
komutanı Mustafa Kemal Bitlis cephesinde çökmekte olan bir cepheyi
kurtarıyor ve çadırına geliyor, yaveri İzzettin ÇALIŞLAR'ı çağırıyor ve
eline bir not veriyor. Notta ne yazıyor biliyor musunuz? "Savaştan sonra
ilk işimiz Türk kadınına serbestisini vermek, onu erkeğinin yanında eşit
haklara sahip kılmak". Yıl 1916, Türk kadının değil adı, değil kimliği,
hiçbir şeysi yok. Sokağa çıkma hakkı olmayan bir Türk kadını. Peki sizce
tam savaşın en hararetli zamanında neden Türk kadını geldi Mustafa
Kemal'in aklına. Ha, Kurtuluş Savaşında gördüğümüz kadın manzarası, değil
ATATÜRK'ü, dünyayı şaşırtan bir
manzaradır. Ülkelerin savaşları olmuştur ama topyekün savaş örneği ilk
defa Kurtuluş Savaşında görülmektedir.
Atatürk bu savaşta Ayşe Hatun'u tanımıştır. Ayşe Hatun'u hepimiz
tanıyoruz. Bilmeyen var mı içinizde? Onun yapabildiğini acaba hangi
ülkenin kadını yapabilir? Ya da zamanımızda hangi kadın yapabilir? Benim
bir kızım bir oğlum var inanın bu kadar araştırmacıyım düşünüyorum.
Biliyorsunuz sekiz aylık kızı kucağında omuzunda mermi ve cepheye cephane götürüyor.
Sekiz aylık kız dinler mi düşmanı, ağlamaya başlıyor. Ve bu
sırada ölmesi falan problem değil Hatun'un, ama düşman eğer onları fark
ederse çok kısıtlı olan cephane cepheye gidemeyecek, bütün düşüncesi o
Ayşe Hatun'un. Ve bu arada ******nu göğsüne yaslar, düşman biraz geç
gider, indirdiği zaman kendi elleriyle ******nu şehit ettiğini görecektir
Ayşe Hatun yada diğer adıyla Tayyibe Hatun. Peki ne yapar? Çocuğunu koyar
üzerini bayrakla örter ve aynen şunları söylemiştir. Kafile başkanı
komutanımız aktarıyor bunu. "Sen yüzlerce binlerce yıl sonra doğacak Türk
çocukları için şehit oldun" (yani şurada oturan bizler için şehit olan)
"bu benim içinde senin içinde bir şereftir. Yeterki vatan sağolsun" diyor,
omuzuna alıyor cephanesini ve yola koyuluyor.
Hanımefendiler içinizde anne
olanlar var. Lütfen bir an için düşünün, ******nuzu göz önüne getirin. El
bebek gül bebek büyütüyoruz, gözünün içine bakıyoruz, tercih yapın sizden
sonraki kuşak mı? ******nuz mu? İşte bu Ayşe yada diğer adıyla Tayyibe
Hatun'u tanıdı Mustafa Kemal.
Kurtuluş Savaşında Kütahya sırtları, -30oC, -40 oC. Ve 75-80
yaşlarında bir nine. Gerisini gelin kafile komutanı Mustafa Necati'den
dinleyelim. Mustafa Necati neyi görür? Bütün yorgan battaniye ne varsa
cephanenin üstüne örtmüş kendisi pazen elbiseyle. Aynen şunları söyler
"nine kar sepeliyor hava çok soğuk bari şu yorganı alsan sırtına"
dediğinde aldığı cevap "dokunma ona, o millet malıdır, nem kapmasın. Ben
bir ölürüm ama onunla binler doğacak binler. hayır oğlum hayır hiç
üşümüyorum, soğuğu hiç duymuyorum ki. Düşman bu topraklara girdi gireli
benim içim yanıyor içim a oğul" diyen bir nineyi tanıdı Mustafa Kemal.
Albay Hulusi ATAĞ'ın kafilesinde olan genç bir kadınımız hastadır
ve cephane taşırken yere düşmüştür, ölmek üzeredir. Hulusi ATAK sorar
"bacım bana adını söyle seni tarihe yazdıracağım" dediğinde aldığı cevap
"adımı ne yapacaksın a oğul yaz benim adım Anadolu" cevabındaki adımın ne
önemi var önemli olan ülkemin adı ve gururu düşünüşü keşke, keşke uygarlık
savaşımızda aynı şiddetiyle sürebilseydi bugün. Üzerinde ATATÜRK yazılı
kapsülü inanın, inanın hiç mübalağa etmiyorum ilk uzaya fırlatan ülke
mutlaka ama mutlaka biz olurduk.
Evet bu savaşta ATATÜRK dünyaya tek geçen Zekiye Hanım'ı tanıdı.
Zekiye Hanım ne yaptı biliyor musunuz? Dünyaya ilk ve tek geçen
kadınımızdır. 10 Aralık 1919 öğretmen okulu bahçesine 3000 kadını
toplamış, dedim herhalde sıfırları fazla okuyorum. Hayır 3000 kadın,
yapımcısı, dinleyicisi, konuşmacısı. Kadın olan dünyada ilk mitingdir bu,
onun için dünyaya ilk geçmiştir. Peki Zekiye Hanım nasıl toplamıştır, cep
telefonu yok faks yok, hiçbir araç yok. Hadi bunlar oldu farz edelim.
Kadının sokağa çıkma hakkı yokken 3000 kadın nasıl organize oldu dersiniz?
Evet bunu incelediğimde inanılmaz bir hem hayranlık hem de üzüntü duydum
neden biliyor musunuz?
Cep telefonunuz var, faksımız var. Pek çok kulübün, pek çok derneğin
davetlisi olarak gidiyorum. Hanımlar 50 kişi geldi mi aman diyorlar bu gün
çok kalabalığız. 3000 kadından bahsediyorum ama projesinin adını da
söylemek istiyorum Zekiye Hanım'ın "MUTFAK PROJESİ", inanılmaz bir proje.
Daha sonra bir yerde tekrar geçecek bu proje.
ATATÜRK Zekiye Hanım'ı, Nakiye Hanım'ı tanıdı bu savaşta. ATATÜRK
Melek REŞİT'i tanıdı, Atatürtk Şuküfe Nihal'i tanıdı ve ATATÜRK ekmek
pişirerek askere götüren ama bu düşmanlar tarafından tespit edilip
askerimizin yerini öğrenmek için çok işkence gören ama söylemediği için
ekmek pişirdiği fırına atılarak yakılan Nazife Kadın'ı tanıdı bu savaşta.
Bu savaşta ATATÜRK Taccülcalala hanımı tanıdı ATATÜRK üsteğmenlerimizi,
binbaşı hanımlarımızı tanıdı, bu savaşta Tuğgeneral rütbesi verilmesi
öngörülen 8 yaşındaki, evet yanlış duymadınız 8 yaşındaki Nezahat kızımızı
tanıdı. İşte Nezahat kızımızın yanında şehit olan bir erimizin cebinden
çıkan bir mektubunda annesine şöyle yazmış "anne Nezahatle babasının
arasındaki konuşmayı duyaydın benim burada niye olduğumu anlardın" demiş
ve bu arada şöyle yazmış" biz Mehmetçik Nezahat'e Türklerin Jean d'Arc 'ı
diyoruz" demiş. Bu bana acı geldi. Ben Jean d'Arcı ortaokuldan beri
tanıyordum ama Nezahat'i ancak bu araştırmam da tanıdım. Bunun acısını da
o mektupla birlikte yaşamış oldum. Bu kadınlarımızı ben ATATÜRK ve Türk
Kadını konulu konferansımda anlattığım için burada sadece adlarını anmadan
geçemeyeceğimi gördüm.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)   Ptsi Ağus. 11, 2008 3:35 pm

Bu arada ATATÜRK okumuş da yazmaya da vakit bulabilmiş. Evet
bizler için bir geometri kitabı yazmış. Üçgen, açı, dikdörtgen gibi ve 48
tane geometri teriminin isim babası bu yazdığı kitapla bizzat Mustafa
Kemal'dir. İyi ki de yazmış eşkenar üçgen demek için "müselleseyi bilmemne
bilmemne..." demek gerekir. İnanın bu kadar şeyi aklımda tutuyorum, bir
onu tutamadım. İyi ki yazmışsın dedim. Bu arada ATATÜRK her sektöre el
attı dedim ya, basın sektörüne de el atıyor ve bir gazete çıkarıyor. Adı
"Mimber", 52 sayı çıkmış gazetesi, ve bu gazeteleri okuduğum zaman bu
Mustafa Kemal'in gazetesi dedim. "Sansür" kelimesi ilk defa bu gazetede
yer almıştır. Bu arada keşke bütün Türk gençlerimiz bu gazeteleri
okuyabilseydi diye düşünmeden de edemedim. Çok moral bulurlardı çünkü.
Bu arada çok güzel şiirler yazmış. İlk şiiri 1908 Şanlı Ordu
dergisinde yayınlanmış. Keşke vaktimiz olsa da şiirlerinden de
aktarabilseydim. Bu arada nutku yazmış, tiyatro eserleri yazmış, sinema
senaryoları yazmış, yazmış yazmış. Peki okumuş yazmışta sadece gününün
problemlerine mi çare bulmuş Mustafa Kemal? Sadece gününü mü kurtarmış
acaba? Hadi gelin esas önemli olan da bu, buna bir bakalım mı ne dersiniz?
İşte günümüzde 25 yıllık araştırmacılığım sonunda size bir
itirafta bulunmak istiyorum, diyorum ki ATATÜRK inanın, bugün sanıyorum 7
Şubat 2005, bu günü çok net görmüş, hadi görmekle kalsa iyi, birde bu gün
kullanacağımız kadar güncel geçerli ve çözümsel önerileri de yazarak
bırakmış bir lider. Söyleyin bana hangi ülkede var böyle bir lider.
Diyeceksiniz ki lafı bırak bize somut örnek göster. İşte ilk örneğimiz;
dedinizki demin Türkiye'deki sorunları sorduğumda size, dediniz ki önemli
olan sorunların bir tanesi de ekonomik sorun. Peki Amerika'nın en ünlü
ekonomistlerinden birisi olan Mr. Jhons bize şunu öneriyor, diyor ki
"ekonomiyle savaşta bir tek ATATÜRK'ü örnek alsın yeter Türkiye".
ATATÜRK'ün ekonomi ile de ilgili ne görüşleri var acaba, ve bunun
üzerine oturdum, Maliye arşivine indim, Maliye arşivini incelememde
ATATÜRK'ün ekonomide en önem verdiği şey ne biliyor musunuz? Türk
parasının değerini korumak. Peki, 1919'a baktım Türk parası Sterlin
karşısında, o zaman dolar yok, Sterlin karşısında 605 kuruş. Ha bir savaş
yapıldı, ülke yıkıldı tekrar yapıldı. Peki 1938'de kaç kuruş biliyor
musunuz? 19 sene sonra inanılmaz bir şey, 616 kuruş. Buna gerçekten
inanmaya imkan yok. Peki dedim ki herhalde yanlış okudum banknot artış
hacmine baktım, banknot artış hacmi 1919'dan 1938 son dört ayına kadar,
son dört ayı ilgilenemiyor sağlığından dolayı, son dört ayına kadar 19
sene sadece %8, bu çok büyük bir başarı. Peki son dört ayda ne oldu diye
baktım, gülüyorsunuz tahmin ettiniz mi? %15. 19 senede %8. Bari ölümünü bekleseymişiz, ama işte problem bir takım yerlerde sanıyorum.
Bu arada bir arşiv belgesi daha aktarmak istiyorum size. 5 Aralık
1927 tarih. 5 Aralık 1927'de bir Türk Lirası verdiğimiz zaman 2 dolar
alabiliyormuşuz karşılığında. Eğer bizim nesil vazifemizi yapaydık size
karşı, bugün 20 milyon liralık banknotu götürecektiniz, karşılığında 40
milyon dolar alacaktınız bizim nesil vazifesini yapaydı. Ama diyorum ki
lütfen gençler lütfen, ilerde maliye bakanı olabilirsiniz, ilerde başbakan
olabilirsiniz, ilerde aile kurabilirsiniz o da bir ekonomik sektördür ve
ekonomiye yön vereceksiniz. Bizim yaptığımız, size çektirdiğimiz
sıkıntıları çekmemeniz için lütfen ekonomik görüşleriyle ATATÜRK'ü mutlaka
incelemenizi tavsiye ediyorum.
Bu arada biliyorsunuz 1929 da çok büyük ama çok büyük bir şey
var. Ekonomik kriz var. Bütün dünyayı sarsmış ekonomik kriz. Peki
soruyorum size sarsılmayan bir ülke söyleyin. Türkiye tabîi ki. Peki
1929'da bütün dünya buhran yaşıyor en gelişmiş ülkeler bile. Hadi
etkilenmedin de, rakamlara bakın kişi başına düşen milli gelir %51,2
artıyor. Eksilmeye alışmışız da artma kelimesi garip geliyor bize.
Enflasyon ne kadar? % -1.2, bunlar resmi rakamlar.
Peki ikinci örnek, günümüze örnek;1996 İngiltere'de bir seçim
yapılır. Meclisteki kadın millet vekili sayısı seçimden önce 13, seçimden
sonra birden 123 olur. Hiii derler kim yaptı bu başarıyı, Leslie Abdela
diye bir hanımefendi. Leslie Abdela'yı tüm ülkeler çağırır, "ya bize de
öğret metodunu da bizde kadını fazla sokalım meclise" derler. Leslie
Abdela'yı Türkiye de çağırır. Şile'ye gelir, dolar alır anlatmak için. Ve
işte sözlerinin özeti "İngiliz kadını bu başarıyı ATATÜRK'e danıştı". Yani
ben Türkiye ye tereciye tere satmaya geldim. Peki Leslie Abdela'nın
uyguladığı projenin adını biliyor musunuz? "Mutfak Projesi" peki şöyle
yazıyor şurada; "1919 dan beri biz Türk kadını ve ATATÜRK'ün peşindeyiz
merak ediyorum iki kadın milletvekilinizde benim peşimde niye acaba" diye
de ironi yapmış burada. Bu arada eğer biz bu metodu uygulasaymışız
Türkiye'de sanıyorum Türk erkekleri şu anda meclise nasıl girebiliriz diye
arayış içinde olacaktı, hiç şüphe yok buna.
Peki bu arada dünyaya o kadar çok ilk hediye etmişiz ki bunlardan
bir tanesi de üniformalı ve rütbeli kadın asker ilk defa bizim ordumuzda,
bizden dünya orduları örnek alıyor. Kurtuluş Savaşında rütbe alan kadın
askerlerimiz; Binbaşı Ayşe ALTUNTAÇ, Üsteğmen Emine VARDARLI, Üsteğmen
Fatma ŞİMŞEK. Ama dünya tarihine tek geçen bir üsteğmenimiz var; 700 erkek 43 kadından oluşan bir müfrezenin reiseliğine bizzat ATATÜRK tarafından
atanmış, Üsteğmen Kara Fatma. Evet dünyadaki ilk müfreze reisesi kadın
ünvanını taşır Kara Fatma. Ben geçenlerde Erzurum'a davetliyim, Erzurum
Üniversitesi rektörümüz davet etti uçakla gittim. İndim uçaktan "off
ayağım belim melim" dedim, bir an aklıma geldi, biliyorsunuz Kara Fatma
Erzurumlu; Erzurum'u 13 kadınla müdafaa ediyor, atına atlıyor Bursa'ya
kadar geliyor, Bursa'nın Kurtuluşuna da tanık oluyor. Ben uçakla zor
gittiğim yere, önümde yemeğim, arkamda suyum, sıcacık, ama bu kadının
yaptığı! Ha o zaman sanıyorum şu andaki Türk kadını asla ve asla yoruldum
demeye hakkı yok, eğer Kara Fatmaları eğer Şerife bacıları tanısaydı.
Evet anlıyorum bu hanımlarımızı tanımadan önce bir şey yaptım
zannediyordum. Şu anda hiçbir şey yapmadığıma kaniyim. Bu arada Kara
Fatma'nın savaşta yaptıklarını, dedim ya Bursa'ya kadar gelmiş, üç oğlunu
şehit vermiş, kızının parmakları İzmit muharebesinde kesilmiş, sadece
savaşı anlatmak için bir konferans gerekir Kara Fatma'nın. Ama Tamim
gazetesini okuyorum, Tamim gazetesini okurken Kara Fatma'yla yapılmış bir
röportajı okudum, inanılmazdı. Gazeteci soruyor diyorki; "çok fakirsin çok
çok ihtiyacın var paraya neden üsteğmenlik maaşı sana bağlanan maaşı
kızılaya bağışladın" diyor. Verdiği cevap tarihi bir cevap aynen şöyle:
"Ben Kurtuluş Savaşında yaptıklarımı bir menfaat ve çıkar
karşılığında yapmadığıma inandığım için en son vatani vazifem olarak
maşımı Kızılay'a bağışlıyorum" diyecektir. Bu bana neyi hatırlattı biliyor
musunuz? ATATÜRK'e bir gazeteci sorar; "neden mal ve m****nüzü milletinize
bağışladınız" diye. ATATÜRK'ün verdiği cevabı aynen aktarıyorum:
"Mal ve mülk bana ağırlık yapıyor, onları asıl sahibi olan
milletime bağışlamaktan ferahlık duyuyorum. Zenginlikten ne çıkar asıl
zenginlik insanın manevi şahsiyetinde olmalıdır." diye cevaplayacaktır. Ne
güzel değil mi en son kademeden en tabana kadar, kadınından erkeğine kadar
hepsi aynı söylemde ama alışmadığımız gibi aynı eylemdeler ne diyelim sağ
olsunlar, varolsunlar.
Dileyelim sizin nesle, genç nesle, hortumcular soyguncular değil,
Kara Fatmalar, Mustafa Kemaller örnek olsunlar. Tabi Kara Fatma'nın örnek
olabilmesi içinde bir okuma kitabımızda hiç olmazsa bir okuma parçası
olarak Kara Fatma'nın olması lazım ki örnek alabilesiniz. Bu arada
ATATÜRK'ün şu sözü çok hoşuma gider diyorki; "Geçmişi ne kadar çok
unutursak geleceği korumak o kadar zor olur." Biz Kara Fatmaları mutlaka
hatırlamalıyız sanıyorum.
Bu arada bir kadınımızı daha vermek istiyorum, Melek Hanım. Haçin
katliamını hepiniz hatırlıyorsunuz, 535 Türk hunharca katledilmiştir.
Hepsi öldüğüne göre nerden biliyorsun hunharca katledildiğini? Şair Melek
hanım diye anılırmış Haçin'de. Şahadetinden sonra kolunun altından bir
bohça çıkıyor, bohçayı açıyorlar, 18 kıtalık bir destan yazmış. O anda
gördüklerini kaleme almış. Mektupçu Hüseyin nasıl vahşetle öldürüldü,
komşu kızı Hatice nasıl vahşetle öldürüldü hepsini kaleme aldığı bir
destan. Başına ne demiş biliyormusunuz "inşallah okuna". Ben 45 yaşımda
bunu okuyabildim en sonuna da "bizden sonrakiler neler çektiğimizi bileler
diye yazıyorum" demiş son iki kıt'ayı sizlere okuyorum
Meydan kazanı kurdular
Tüm bebeklerimizi kaynattılar
Gün görmedik anaları
Süngü ile oynattılar
Kundakları verdiler
Kanlı kundak yu dediler
Bebelerimizi kaynattılar kaynattılar
Kuzu eti diye hepimize zorla yedirdiler
Evet biz burada kolay bulunmuyoruz, bu koltuklarda kolay
oturmuyoruz. Evet bakıyorum çok buruldunuz, çok üzüldünüz ama liderlik
dedik biraz da gülümseyelim mi?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)   Ptsi Ağus. 11, 2008 3:36 pm

Lider dedik, ATATÜRK'ün resimlerine bakıyorum hepsi asık suratlı
hepsi ciddi. Lider olmak için böyle mi olmak gerekiyor, acaba ATATÜRK hiç
mi gülmemiş, hiç mi espri yapmamış? Hadi gelin Antalya'ya gidelim. Antalya
yolunda mola verir kulağına bir türkü gelir "Ya bu türküyü çok sevdim
bulun getirin bu türküyü söyleyeni" der. küçücük bir çoban gelir. Derki
"Sesin çok güzel bana da bir türkü okurmusun". Başlar çoban "demirciler
demir döver tunç olur" diye. bitince ATATÜRK dalmıştır "bis bis" der.
Çoban böyle bakar. "Oğlum der bis" der "Çok beğendik tekrarla anlamına
gelir". Hiç nazlanmaz gene aynı türküyü okumaya başlar. ATATÜRK türkü
bitince cebinden bir harçlık çıkarır uzatır. Çoban hemen alır harçlığı,
kuşağına kor, elini uzatır ATATÜRK'e "bis bis" der. Bu espri ATATÜRK'ün
çok hoşuna gittiği için çok ünlü bir sanatçımızın yetişmesi sağlanacaktır.
ATATÜRK'ün hayatta en hoşlanmadığı şey dalkavukluk, ama yemek
masasında hiç hoşlanmıyor. Karşısındaki adam da ATATÜRK'e "sen Türklerin
şahısın şususun bususun...", feci dalkavuk. Yoğurt kasesi adamın
önündeymiş diyorki Atatürk;"Şu yoğurt kasesini bana uzatır mısınız". Adam
yoğurt kasesi uzatacak, el insaf ayağa kalkıyor, önünü ilikliyor, tam
yoğurt kasesini alacak parmakları içine giriyor. "Ah..." diyorlar
"...adama taktı ATATÜRK, bir de zaten sinirlenmiş durumda, bir de çok
titiz bu konuda, şimdi bir fırtına kopacak". adam perişan, ah paşam vah
paşam derken "Ya niye bu kadar üzüldünüz demin yoğurt yiyecektim şimdi
cacık yemiş olurum". Evet, bu espriyle 25 yılın sonunda ATATÜRK'ün müthiş
espritüel olduğunu keşfettim ve yeni hazırladığım konferansımın konusu ne
biliyormusunuz? "ESPİRİLERİYLE ATATÜRK". Bugün onu hazırlıyorum, 6-7 ay
sonra bitecek inşallah sizlerle buluşacağız. O konferansta çok güleceğiz
ama inanın çok da düşüneceğiz.
Bir gazetecide Atatürk'e sorar "size de diktatör diyorlar ne
dersiniz". Atatürk şöyle bir bakar, "Eğer ben diktatör olsaydım
hanımefendi bu soruyu sorduktan sonra siz asla canlı kalamazdınız "
diyecektir. Peki diktatör mü Mustafa Kemal bakalım.
İzmir kurtuldu, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket
edecekler. Trene binerler kompartımana çekilirler. Ertesi gün kompartımanı
çalar yaveri, açar yorgun, bitkin, kravatını yıkamaktadır Atatürk. Yaveri
"ya paşam bu ne hal hiç uyumadınız herhalde niye böylesiniz" der. "Ya
çocuk kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşunuz. Kolumu yastık
yaptım ağrıdı setremi yastık yaptım üşüdüm bende uyumadım kalktım" der.
Yaveri; "aman paşam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastıkla
battaniye getirirdik" der. Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan söylüyor
bunları tarihi bir cevap derki "Geç farkettim hepiniz en az benim kadar
yorgundunuz. Hiçbirinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam değil
milletimin rahat uyuması". Var mı böyle bir şey! Bu insana diktatör demeye
kimin dili varabilir. Ayaklarının altına Yunan bayrağı serildiğinde bayrak
bir ulusun onurudur diye basmayıp kaldırtan bir insanın kendi milletinin
inancını çiğneyebileceğini düşünmek ancak onuru ve şerefi olmayan
kişilerin işi olabilir diye düşünmeden de edemiyorum.
Bu arada içimizde çok değerli öğretim görevlilerimiz ve öğretmen
arkadaşlarımız var. Onların için de çok özel bir anısını anlatacağım.
İstanbul Üniversitesinin açılış töreni. Çok mütevazı bir salon, tahta
iskemleler, ortaya ATATÜRK'ün oturması için kırmızı renkte süslü muhteşem
bir koltuk konmuş. Profesörlerle birlikte geliyor, buyurun diyorlar. Bir
koltuğa bakıyor dönüyor profesörlere, aynen şunları söylüyor; "Sizlerden
öğrenecek o kadar çok şeyim olduğuna göre bu koltuk sadece sizlere
layıktır" diyor. En kıdemli profesörü o koltuğa oturtuyor ve kendisi tahta
iskemlede programı sonuna kadar izliyor. Evet yani kendince hak etmediği
hiçbir koltuğa oturmayan bir Mustafa Kemal'i görüyoruz orada. Dünya lideri
olmak sanıyorum bu evet .
Bu arada İstanbul ve Ankara illerinden birisine ATATÜRK adının
verilmesi için bir kanun önergesi veriliyor meclise. ya İstanbul'a ATATÜRK
diyorduk ya Ankara'ya. Bu önergeyi vereni hemen çağırıyor ve aynen şunları
söylüyor ;"Bir ismin dillerde kalması için şehrin temellerine sığınmasına
gerek yoktur. Bakın bu şehrin ismi İstanbul ama Fatih Sultan Mehmet'i
hemen hatırlıyoruz. Eğer ben bir şey yapabildiysem bunu binaların
tepelerine, şehrin temellerine ismimi yazarak değil milletimin kalbine
yazarak anılmak isterim" diyecek, hiçbir yere adının verilmesini kabul
etmeyecektir. Şimdi bakıyorum da hortumcunun soyguncunun hepsinin adı bitaraflarda şey gibi yazıyor merak ediyorum nasıl oluyor bu diye. Evet,
galiba beni bıraktınız, ben 25 yıl kolay değil, beni bırakırsanız sabaha
kadar buradayız. En iyisi son iki anı ama onu en iyi anlatan anılarla
programıma son vermek istiyorum;
İşte ilki öğrenciler evet sizin için. Bir öğrenci anlatıyor,
Mahmut SADİ. Şöyle anlatır Mahmut SADİ. "Yıl 1923. İstanbul
Üniversitesinde öğrenci olduğum sıralar. Okul duvarında bir ilan
görüyorum. Avrupa'ya talebe yollanacaktır. Allah Allah diyorum, ülke yıkık
dökük yıl 1923 Avrupa'ya talebe! Lüks gibi gelen bir şey, ama bir şansımı
denemek istedim. 150 kişi içerisinde 11 kişi seçilmişiz. Benim ismimin
yanına ATATÜRK "Berlin Üniversitesine gitsin" diye yazmış.
Zaman geldi.
Sirkeci garındayım, ama kafam öyle karışık ki gitsem mi kalsam mı, orda
beni unutur mu bunlar, para yollarlar mı, gurbet ellerde ne yaparım? Bir
an gitmemeye karar verdim, döndüm. O sırada bir müvezzi ismimi çağırdı
"Mahmut SADİ, Mahmut SADİ, bir telgrafın var" telgrafı açtım aynen şunlar
yazıyordu "sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum alevler olarak geri
dönmelisiniz". Var mı böyle bir şey? 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne
düşünebileceğini hesap edebilen bir lider dünya lideri olmasın da ne
olsun. Yıl 1923, biz evimizde bir ******muzun huyunu değiştiremiyoruz bir
huyunu. Tüm ülkenin huyu değişiyor. Bunla uğraşan bir insan yolladığı 11
öğrenci nerede, ne zaman, ne düşünebileceğini hissedebiliyor. Mahmut Sadi
devam ediyor "gel de şimdi gitme, git de orda çalışma, dönde bu ülke için
canını verme".diyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)   Ptsi Ağus. 11, 2008 3:36 pm

Evet bu gün en büyük şikayeti ne Türkiye'nin? Beyin göçü. En iyi
beyinlerimizi kapıp götürüyorlar ama o çocuklarımız arkalarına baka baka
gidiyorlar. Peki diyeceksiniz ki engellemek o kadar mı zormuş? Ha o gün 11
öğrenciymiş, telgrafmış. Bu gün milyon öğrenci olsun, e-mail bilgisayar
var. Yeterki şu iki cümleyi ifade edebilecek, onların sorumluluğunu alan
bir liderleri olsun.
İşte son anım, Nehire NEHİR hanımefendiden; şöyle anlatır "O
zamanlar kadınların sanatçı kimliğini yeni yeni kazandığı dönemler. Benim
tiyatroda çömezlik dönemim. Muhsin ERTUĞRUL Darül Bedai'ye baş yönetmen
olarak atanmış. Çok titiz bir insan. Provadan oyuna her şey saat titizliği
ile işliyor, perde bir saniye bile geç açılmıyordu. Provaya geç kalan
oyuncu derhal oyundan uzaklaştırılıyordu. Eee tahmin edersiniz ki bu
durumda Muhsin Ertuğrul'unda düşmanı çoktu. Bir gece Dolmabahçe'den
ATATÜRK'ün Şehir Tiyatrolarına geleceği haber verildi. Ben de karşılamak
için hazırdım. Fakat Paşa gecikti. Muhsin Ertuğrul kendisini beklemeden
perdeyi saniyesi saniyesine açıp oyunu başlattı. ATATÜRK 4 dakika geç
kalmıştı. Etraftaki dalkavuklar ATATÜRK geldiğinde Muhsin ERTUĞRUL'un onu
beklemeden perdeyi açtığını ellerini ovuştura ovuştura anlattılar ATATÜRK
"Yaaa öyle mi Muhsin Ertuğrul'la Görüşürüz" dedi. Herkes Muhsin
ERTUĞRUL'un işinin bittiğine inanıyor, ben müdür olacağım sen müdür
olacaksın kavgaları bile başlamıştı. ATATÜRK piyesin bitiminde Muhsin
ERTUĞRUL'u ayakta karşıladı. Deminkileri de yanına çağırarak aynen şunları
söyledi. "Sizi tebrik ederim işinizle ilgili ciddiyetiniz ülkenin
gelişimini cidiye aldığınızı gösterir biz geç kaldık siz vazifenizi
yaptınız eğer bir tek benim için perdeyi açmayıp oyunu başlatmasaydınız bu
dalkavukluktan ileri gitmez ve beni çok üzerdi ben herkesin her sahada
işini bu kadar ciddiye almasını istiyorum ülke ancak böyle ilerler
efendiler " demez mi. Etraftakilerin suratları görülmeye değerdi o
sırada". Ama işte liderlik diyorum. Şimdi bir an günümüze geliyorum, hadi
bakalım baba iseniz başlatın programı gelmeden. Mümkün mü! Ondan sonra
artık beğenin haritadan bir yer, evet ki bu insan bir ülkenin en büyük
lideri değil asrın lideri olan bir insan bunu yapıyor.
Evet ATATÜRK ve onunla el ele verenler sayesinde üç tarafı deniz
yerin üstünü anlatayım mı? Lütfen pazara gidelim. Yabancı ülkelere gittim.
Portakalı taneyle jelatinlere sarıyorlar, kıymetli madde, karpuzu dilimle
yiyorlar, biz kelek çıktı mı atıyoruz, bir tane daha açıyoruz var mı böyle
bir nimet. Lütfen pazara gidelim, yeşilin her tonu; geçen bir yabancı
konuğum var; pazardan geçmek zorunda kaldık dedi ki bana "Türklerin özel
bir günü herhalde bu gün". "Neden" dedim? Eee baktı kadın naylon torba
naylon torba yok öyle bir dava, böyle bir nimet nerde, hangi ülkede. Bir
tane salatalık, bir tane domates, biz kilolarla. Ve bana ne dedi biliyor
musunuz? "Yahu ülkeme dönünce ne isteyeceğim biliyor musun". "Ne" dedim.
"Türkiye'yi isterim de isterim diye tutturacağım" dedi. Bir espriydi ama
bir gerçek payı da olduğu su götürmez.
Peki yerin altına geçelim. Krom, brom , toryum, bor. Tamam güzel
ama petrolün zekasına hayranım. Neden mi? Burda çıkıyor, burda çıkıyor,
burda çıkıyor ama Türkiye'nin sınırını ezberletmişler petrole, bir
kilometre girmiyor içeri. Var mı böyle bir petrol, yani altımız petrol
dolu aslında. Hadi petrolü de geçelim, uzaydan çekilen fotoğraflara göre
bugün petrolden bir derece zengin maden var, uranyum. Bu gün dünyadaki,
Türkiye'de değil dünyadaki eni iyi uranyum rezervi bizim Karadeniz
dağlarında arzı endam ediyormuş. Hoş o bize bakıyor biz ona bakıyoruz ama
Türkiye'nin dış borcunun 19 katı değeri olduğu tespit edilmiş uzaydan
çekilen fotoğraflara göre.
Yabancı ülkelere gittiğimde ufacık bir tarihi vesika buluyorlar,
üç kere etrafını çeviriyorlar, birde bol para ödüyorsunuz, böööyle
bakıyorsunuz. 15 ayrı medeniyeti barındıran 10000 yıllık bir tarih var
altımızda.
Romanya devlet bütçesinin üçte birini nasıl kalkındırıyor? Suni
termal tesis yapmış adamlar düşünebiliyor musunuz suni. Erzurum'a gittim
kaynıyor, Kozaklıya gittim kaynıyor, Bursa'ya gittim kaynıyor, İzmir
kaynıyor. Sadece bizim sıcak su kaplıcamız. Hakikisi var çünkü elimizde.
Geçen gün Isparta Süleyman Demirel üniversitesi beni davet etti
rektörlük, oraya gittim. Beni Davraz diye bir kayak merkezine götürdüler.
Kayak merkezinde kayakla kayıyordu herkes Davraz'ta. Birbuçuk saat sonra,
Antalya Akdeniz üniversitesinde vereceğim konferans için Antalya'ya indim.
Millet denizde yüzüyordu. Var mı böyle bir ülke söyleyin bana. Birbuçuk
saatlik mesafede. Bursa, Uludağ'a gidiyorsunuz kayak kayıyorlar, 20
dakikada Mudanya'ya gidiyorsunuz denize giriyorlar. Hakikaten yok böyle
bir ülke. Dünya yuvarlağını çevirin hepsinin bir araya geldiği bir ülke
söyleyin bana, ben bulamadım. Ya güneşi var ya karı var ya denizi var ya
dağı var birinden biri mutlaka.
Peki bu kadar özel ve güzel bir ülke bizim elimizdeyken başımız
dertten kurtulur mu? Asla. Düşmanımız dünden daha az değil, dünden daha
çok. Bütün ülkelerin gözü bizim ülkemizde. Nasıl olmasın ki! Galiba bir
tek bizim gözümüz yok şu ülkede.
Bu gün bunun için parçalama ve bölme girişimlerini yüz yıllardır
uyguluyorlar. Bir ara siyasi girdiler, sağ-sol diye böldüler, kapışın
dediler, yutmadık. Daha sonra etnik böldüler, kürt-Türk dediler, kapışın
dediler, yutmadık. Dinimizi kullandılar, kapanan-kapanmayan, laik
olan-olmayan, ATATÜRK'çü olan-olmayan diye dörde beşe, tarikatlara bölünün
dediler ki kolay alalım, yutmadık. Ekonomiyi kullandılar, zengin-fakir
alan-alamayan dediler, gene olmadı. Yani tazı eski tazıydı, habire çulunu
değiştirdiler. Oyunun kuralı buydu ama biz bu oyuna hiç gelmedik gelmeye
de asla niyetimiz yok.
Yeni ATATÜRK'ler yetişiyor ve gelmekte. İşte bugün bizi kuvvetlendikçe
budanan, diğer türlü olduğu sürece de sulanan bir ağaç misali görmek
gafletinde olan yada başka bir deyişle ayağa kalkmayacak kadar destekle
ama yere düşmeyecek kadar köstekle politikası uygulamaya çalışan tüm
ülkelere, iç ve dış düşmanlarımıza karşı en güzel cevabı ne zaman
vereceğiz biliyor musunuz? Onu anmayı bırakıp anlamaya başladığımız zaman.
Onu yakamızda taşıdığımız kadar fikir ve eylemlerimizde de
taşıyabildiğimiz zaman. Onu özlediğimiz kadar özümsediğimiz zaman. Onunla
yarışan ama onu aşmış yeni Mustafa Kemalleri yetiştirebildiğimiz zaman
vereceğimiz inancıyla. sizlerden Nakiye Hanım, Kara Fatma, Mustafa Kemal
gösterdiğin hedefe henüz ulaşamamış olmaktan dolayı özür diliyor ve bu
hedefe ulaşana dek sakın bizi affetmeyin diyor ve bir şiirle programıma
son veriyorum.
ATATÜRK de et artı kemik artı kandı,
İnsanüstü değildi yani ATATÜRK,
ATATÜRK de herkes gibi kusurları olan,
Küçük büyük ve çirkinde olabilirdi,
Ama güzeldi
ATATÜRK yorgunluk kahvesini bir su başında yudumlamayı,
Serhat türkülerini, Alaturkayı, mesela Safiye Aylayı,
Yemeklerden fasulye pilakisini seven,
Miri kelam bir İstanbul efendisi.
Aşık ve şair, mahcup ve ürkek,
Ama Karadenizli değil Karadeniz kadar canlı,
Adanalı değil ama Adanalı kadar sıcak kanlı,
Ve bir Aydınlı kadar oturaklı ve zeybek.
Velhasıl bizim mayamızdan bizim kumaşımızdandı Mustafa Kemal.
İnsan üstü değildi ATATÜRK,
Tam insandı


Araştırmacı Yazar
Prof.İlknur GÜNTÜRKÜN KALIPÇI
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Hüdavendigar
Kullanıcı
Kullanıcı
avatar

Mesaj Sayısı : 82
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Geri: Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)   Salı Ağus. 12, 2008 8:48 am

Kemal oğlum yazı çok güzeldi. Buraya aktardığın için teşekkür ederim. Bu başlığı yalnız bırakmayalım,geliştirelim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
'pentimento
Kullanıcı
Kullanıcı
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 302
Yaş : 57
Kayıt tarihi : 05/06/08

MesajKonu: Geri: Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)   Salı Ağus. 12, 2008 1:05 pm

Üffff vay beh hepsini okuyamam sanıyordum bir başladımm...gerçekten güzel paylaşımlar her foruma lazım
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hüdavendigar
Kullanıcı
Kullanıcı
avatar

Mesaj Sayısı : 82
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Geri: Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)   Çarş. Ağus. 13, 2008 10:44 am

Bu başlık Atatürk'ü konu alıyor,o yüzden buraya zaman zaman Atatürk'le ilgili bazı anıları not edeceğim. Başlıyorum.

Atatürk'e,"Sizi Büyük İskender'e benzetiyorlar paşam,ne dersiniz?" diye sorduklarında Atatürk şöyle bir cevap vermiş:

"İskender dünyayı fethetti,ben öyle bir fetih hareketine girişmedim. İskender dünyayı fethederken kendi vatanını unuttu,ben ise vatanımı hiçbir zaman unutmayacağım!"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hüdavendigar
Kullanıcı
Kullanıcı
avatar

Mesaj Sayısı : 82
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Geri: Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)   Çarş. Ağus. 13, 2008 10:56 am

Atatürk'ün bize yol gösteren şöyle bir sözü var:

"Büyük olmak için hiç kimseye dalkavukluk etmeyeceksin,hiç kimseyi aldatmayacaksın. Memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek,o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır,herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. Fakat sen buna direneceksin. Önüne sonsuz engeller de yığacaklardır. Kendini büyük değil;küçük,zayıf,araçsız,hiç sayarak,kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın.

Bundan sonra sana büyük derlerse,bunu söyleyenlere güleceksin."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hüdavendigar
Kullanıcı
Kullanıcı
avatar

Mesaj Sayısı : 82
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Geri: Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)   Çarş. Ağus. 13, 2008 11:34 am

Hakkında çok hoşuma giden bir anekdot da,onun Çanakkale Savaşı'ndan sonra "Hektor'un öcünü aldım!" demesidir.

Truva filmini izleyen varsa hatırlayacaktır: Truva prensi Hektor,Yunanlı savaşçı Achilleus (Gerçi biz Aşil diye telaffuz ediyoruz) tarafından düelloda öldürülüyordu. Burada Truva'nın Doğu medeniyetini,Yunanlıların da Batı medeniyetini sembolize ettiği düşünülürse,Atatürk'ün köklerimize ne kadar bağlı olduğunu görebiliriz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hüdavendigar
Kullanıcı
Kullanıcı
avatar

Mesaj Sayısı : 82
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Geri: Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)   Perş. Ağus. 14, 2008 11:48 am

1930'lu yıllar İtalya'da Mussolini'nin iktidarda olduğu dönemdir. Bu yıllarda Mussolini ile Atatürk'ün arası Hatay sorunu yüzünden açıktır. Bu yüzden Mussolini,Türkiye'yi sindirebilmek için fiyakalı bir fotoğrafını Atatürk'e gönderir. Fotoğrafın arka planında İtalyan donanması vardır,önde de en ciddi duruşuyla Mussolini. Fotoğrafın arkasında şöyle yazar:

"En kısa zamanda görüşmek üzere."

Apaçık bir tehdit olan bu harekete karşılık Atatürk de bir fotoğrafını Mussolini'ye yollar. O meşhur askılı çizgili mayosuyla Florya sahillerinde güneşlenirkenki fotoğrafı. Fotoğrafın arkasında yazan:

"Bize de bekleriz."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Atatürk Hakkında (Yazı uzun ama okumanızı tavsiye ederim.)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» İsmet İnönü Hakkında Bilinmeyenler
» Kullanıcı hakkında? Lütfen bir cevap yazın dünden beri kimse ilgilenmiyor..
» hakkı bulutun hayatı
» Masal Yazısı
» Atatürk'ten Anılar...

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
GEYİK CANDIR! :: Kültür-Sanat :: Tarih-
Buraya geçin: